Tanıtmanın dışında bu sabah dinlediğim spor servisi programında Mehmet Demirkol’un bahsettiği bir konu vardı. Algı meselesi. Yurt dışında adının geçmesinden ziyade nasıl bir algı yarattığın. Yurt dışından Türk futboluna bakan bir adamın ne gördüğü. Avrupa’da artık futbol hayatının sonlarına gelmiş futbolcuların geldiği yer olarak mı baktığı yoksa genç futbolcuların yetiştiği ve bunların Avrupa’ya büyük paralara satıldığı yer olarak mı baktığı. Biz hangi ülkeler kategorisinde bulunuyoruz diye soracak olursak dışardan bakan bir futbol takipçisine, sayacağı ülkeler Yunanistan, Katar, Arabistan falandır herhalde. Burada da aynı sistem işliyor şu anda, aynı şekilde büyük meblalar vererek Avrupa’da artık oynayamayacak futbolcuları satın alıyorlar. Bizim algımızın şu anda Avrupa’da böyle olduğunu düşünüyorum. Biz futbolumuzla değil, büyük bonservis bedelleriyle aldığımız futbolcularla konuşuluyoruz.

Şimdi durum böyle, kaseti geriye saracak olursak; Yok saymak olmaz tabii ki, iki yıl öncesine gidersek 2008 yılında Avrupa Şampiyonasında yarı final oynamak öyle ya da böyle kolay bir şey değil. Fakat burada futbolumuzdan çok Türklerin delilikleri konuşulduğu için bunu saymak istemiyorum. Bu olaydan bir yıl önce yani 2007’de Zico, Daum’dan devraldığı kadronun üzerinde birkaç değişiklik yaparak Avrupa formatına uygun bir kadroyla Çeyrek Finale çıktı. Burada Brezilyalı futbolcuların uyumunun sisteme yansımış olması ve aynı çizgi üzerinde giden istikrarlı bir takım gördük. Bundan altı yıl öncesine gidelim. Aynı şekilde Lucescu, Fatih Terim döneminden kalan takımın bir kısmı üzerine yapılan ek transferlerle şampiyonlar liginde çeyrek final gördü. Bir bakıma Fatih Terim döneminde yapılmak istenen şey bir sene içinde gerçekleştirilmiş oldu. Aynı yıllarda Türkiye Dünya Kupasında üçüncü oldu. O çok eleştirilen Şenol Güneş bu turnuvadan sonra bile eleştirildi.
Bizim önümüze Avrupa'dan takım çıkmamış. İtalya, Fransa gibi takımları elemiş Hiddinkli Güney Kore’yi yendik daha ne isteniyor ben anlamıyorum. Bir futbol felsefesi vardı, bir amaç vardı. Oturmuş bir düzen vardı. Aynı zamanda da şimdi İspanya’nın yakalamış olduğu bir nesil yakalanmıştı. Yani futbolumuzla konuşuluyorduk. Bu nesli diğer nesillere taşıyamadık o yüzden bugün en iyi oynayan orta sahamız devşirme Mehmet Aurelio oluyor. Neyse bu neslin iki sene öncesine dönecek olursak Avrupa Kupası karşımıza çıkar. 1992 yılından beri alt yapı çalışmalarına başlanmış ve sekiz yıllık bir plan sonrasında Avrupa kupasına ulaşan bir takım görüyoruz. Aslında öyle bi nesil ki şimdi Hakan Ünsal gibi bir sol bek bulamıyoruz, öyle bir nesil ki, hala yeni bir Hakan Şükür çıkmadı diyoruz, öyle bir nesil ki, Ergün Penbe gibi soğuk kanlı muz ortalarıyla adrese teslim paslara sahip bir sol açık bulamıyoruz, nasıl bir nesil ki, Ümit Davala gibi sağdan uçarcasına gidebilen bir sağ açığımız yok, nasıl bir nesil ki Emre Belözoğlu gibi orta saha da yetişebilecek bir genç arıyoruz, nasıl bir nesil ki Bülent Korkmaz gibi bir defans içinde kaptanlık yapabilecek bir adam arıyoruz. Bu böyle sürüp gider. Tabii ki bu kadar da kötü durumda değiliz. Bu neslin yerini doldurabilecek o kaliteye ve potansiyele sahip futbolcularımız var ama bunu o zaman ki gibi birbirleriyle yoğrulmasını yapamıyoruz. Bunu bilen birisi geldi adı Hiddink ama onun da kıymetini bilemiyoruz. Faydalanmak yerine köstek oluyoruz.
Büyük bonservis bedelleriyle alınmış ama takımlarına faydalı olamamış yabancıların gelmesinin en büyük sebeplerinden biri herhalde eskiden oynayan futbolcuların bir benzeri bulmaya çalışmak. Yıllardır biz Hagi’yi, yeni Hakan Şükür’ü, yeni Popescu’yu arıyoruz ama en ufak çalışma bile yapmıyoruz. Schalke Lincoln’ü gönderip daha genç Rakitic’i alıyor ve önünde ki dört seneyi garantiliyor. Peki biz neden illa yıldız futbolcu olsun diye diretiyoruz. Bu aslında başkanların sidik yarışından başka bir şey değil. Tabii iyi örnekler oldu. Örneğin; Hooijdonk, Ortega, Roberto Carlos, gene bahsettiğimiz Hagi, Popescu, Taffarel, hala ülkemizde futbola devam eden Alex. Bu gibi örnekler çoğaltılabilir. Şunu sormak gerek; Galatasaray, Avrupa kupasını aldığı zaman doğu'dan çıkmış en büyük takım olarak bakılıyordu, Avrupa'nın devlerini deviren doğunun gururu. Şimdi nasıl biliniyor sormak gerek???
Son olarak; Bu konu hakkında çok daha fazla şey yazılır. 1988 yılına kadar bile gidebilirsiniz. Özet; Ben doğduğumdan beri Avrupa'da bu kadar aciz bir durumda kaldığımızı hatırlamıyorum. Benden daha önce doğanlar varsa bana bu konu hakkında bilgi versin. (Burada kesinlikle Bursaspor'un mücadelesine bir lafım yok, olamaz da. Bursaspor'u eleştiren kim varsa bir geriye dönüp üç büyüklerin farklı mağlubiyetlerini hatırlasınlar.)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder