3 Ocak 2011 Pazartesi

Rüya Takım Barça'nın Belgeseli


İsimsiz Forma'dan Barça hayranlarına güzel kıyak! ;-)

Çok değil, sadece 5 yıl öncesine kadar kulüp yönetiminde kaosların yaşandığı, futbolcuların sahada adeta döküldüğü, seyircilerin ıslık yağmuruna tuttuğu bir kulübün, bugün nasıl dünyanın en iyisi olduğuna National Geographic'in hazırladığı belgeselde tanık olacaksınız. YouTube'da toplam 6 bölümden oluşan belgesele merhaba demek için içeri buyrun!

31 Aralık 2010 Cuma

Serie A şampiyonları kimlerdir bilir misiniz?


İtalya.. Futbolun sıkıntılı, sisli, gri, sıkışık ve az gollü sahnesi. Birçok futbolsever Avrupa'daki liglerin büyüklerinin belli bir sayıda olduğunu, diğer takımların adeta figüran görevi gördüğünü düşünür. Aslında pek haksız da sayılmazlar. Zira Türkiye Süper Lig'de bile son zamanlarda Trabzonspor, Bursaspor ve Kayserispor'un performansını saymazsak, diğer Anadolu takımlarının şampiyonluğa oynadığını pek söyleyemeyiz.


Gelelim Tekrar İtalya Seria A ligine. Siz bilir miydiniz ki, Verona'nın, Torino'nun, Novese'nin, Cagliari'nin de bir zamanlar şampiyonluğun başrol oyuncuları olduğunu... Seria A şampiyonlarını aşağıdaki listede gördüğünüz de, belki bazı takımların adını ilk defa duyacak, bazılarının şampiyonluk sayılarına şaşıracaksınız. İlginize sunuyoruz!



Juventus 27 şampiyonluk: Şüphesiz Juventus bir İtalyan devi. Bu kadar şampiyonluk yaşamasına şaşmamak gerekir.
İnter 18 şampiyonluk: Milano'nun mavileri en fazla şampiyonluk yaşayan ikinci takım ünvanına sahip.
AC Milan 17 şampiyonluk: Pek çoğumuz Milan'ın İtalya'nın en büyük ve en çok şampiyon olan takımı olduğunu düşünürüz. Öyle bir havaları vardır. Berlusconi'ye sevgiler!
Genoa 9 şampiyonluk: İşte şaşırma dakikaları başladı! Cenevizlilerin takımı Seria A'da en fazla şampiyonluk yaşayan 4. takım olarak, eski günlerini özlemek de oldukça haklılar.
Torino 7 şampiyonluk: Bir sanayi kenti olan Torino'nun Juventus'dan sonraki ikinci Takımı olan FC Torino'nun 7 şampiyonluğu bulunuyor. Bunlardan birinde Nam-ı Değer Torino'lu Şaban lakablı Hakan Şükür'ün ismi de yer alsa, fena olmaz mıydı?
Bologna ve Pro Vercelli 7 şampiyonluk: Bologna'nın şampiyonluk sayısı 7. Aslında buna da şaşırmamız gerekiyor, fakat aynı şampiyonluk sayısına sahip Pro Vercelli adında bir takımı görünce susuyor ve saygı duyuyoruz.
AS Roma 3 şampiyonluk: Cimbom'la arası halen kötü olan Roma kurtlarının sadece 3 şampiyonluğu var. En son 2001 baharında mutlu sona ulaşan sarı kırmızlılıar, yine de İtalya'nın devlerinden.
Fiorentina, Napoli, Lazio 2 şampiyonluk: Mor menekşeler neredeyse 50 yıldır şampiyonluğa hasret. Napoli ise Maradona'lı asrı saadet dönemine sadece 2 şampiyonluk sığdırabilmiş. Lazio ise milenyumdan sonra eski günlerini arar nitelikte.

Cagliari, Casele, Novese, Sampdoria ve Verona ise şampiyonluk şerbetinden 1 kere tadan italyan efendileri.

Gördüğünüz gibi adını bile ilk defa duyduğumuz takımlar, zamanında mutlu sona ulaşmış. Futbolda tekelleşmenin Türkiye'de çok eleştirildiğini söyleriz fakat esas sözkonusu olan yer bizce Avrupa ligleri. Son 5 sezondur Seria A'da İnter'in adı geçerken, Fransa'dan Olympic Lyon takımını da örnekle gösterebiliriz.

Herkes şampiyon olmak ister ama siz abartın, holigon olmayın karınızı şımartın! :-)

27 Aralık 2010 Pazartesi

Yeni Nesil Drogba

2010 yılının futbolcusunu İsimsiz Forma seçti. Belçikalı futbolcu Romelu Lukaku!!! Gençlik dönemlerini Lierse'de 68 maçta 68 gol, Anderlecht'te ise 88 maçta 121 gole imzasını atarak geleceğin futbolcusu olma yolunda kendisini gösterdi. 2009 - 2010 sezonunda Uefa Avrupa Liginde Ajax'a karşı attığı golle 3. en genç gol atan futbolcu seçildi. O golü attığında 16 yaşındaydı. Anderlecht A takımında toplamda 70 maç ve bir buçuk sezonda 32 gol ve 10 asistle oynadı. 17 yaşındaki Romelu Lukaku'yu kutluyoruz. Bu güzel video ile sizleri baş başa bırakıyoruz.


Romelu Lukaku


Bilgi Kaynak: Wikipedia

25 Aralık 2010 Cumartesi

Takım Uyumu mu ? Yıldız Kadro mu ?

Her takımın bir seçimi vardır. Bazı takımlar tonla para verip futbolcu almak yerine elinde bulunan kadroya mütevazi futbolcular alarak takım uyumunu, futbolcuları birbirleri ile kaynaştırmayı esas alırlar. Bazı takımlar ise sadece yıldız transferi yapar ve onların maç içinde takımı kurtarmasını bekler. Artık Barcelona ile birlikte üçüncü bir şekil ortaya çıktı. Hem yıldız futbolcu oldular hem de bir ahenk içinde bir takım oluşturdular. Bugün sadece İniesta için konuşulan meblağ, 100 milyon euro oldu. Yıldız transferi yapıp karşısındaki takımları ezmeye kalkan takım hep Real Madrid olmuştur. Bu takım bile artık ezeli rakibini bu şekilde geçemeyeceğini anlamış ve Mourinho ile birlikte ilk defa bu kadar kendi içinde bir ahenk yaratan bir takım kurmuştur. Zidane, Beckham, Luis Figo’lu takımlardan, o potansiyele sahip Khedira, Angel Di Maria, Mesut Özil gibi futbolcuların bulunduğu daha mütevazi denebilecek bir kadro oluşturdu. Bence Beşiktaş’ta bunu yapmalıydı. Belki içlerinde kalan bir yıldız özlemi olabilir. Bu yıldız özlemini de bu sene oldukça giderdi diyebiliriz. Simao Sabrosa da, Hugo Almeida da, Fernandes de son derece başarılı transferler. Kesinlikle bir transfer becerisidir. Buna lafım yok. Fakat doğru bir transfer politikası mıdır? Onu gerçekten tartışmak gerek ve bunun için de bir Real Madrid’e bakmak gerek. Bu örnek bazılarına çok acaip, bir boy büyük gelebilir ama aslında Türkiye bütünüyle o küçük “los galacticos” dönemlerini yaşıyor. Özellikle Beşiktaş.


Kolej Takımı:

Bir kolej takımı edasıyla hep yola çıkmış, Ertuğrul Sağlam, Recep, Sergen, Metin, Ali, Feyyaz, İbrahim Üzülmez, Rüştü Reçber, Tayfur Havutçu gibi Beşiktaş’ın kemiğini oluşturan yapı kayboluyor mu? Bazılarına göre kaybolması hayırlı olabilir diyebilirsiniz, Bu kadrolar bize bazen Türkiye’de başarı getirdi de Avrupa’da ne zaman getirdi? Haklı bir soru. Ama bu kadrolar üzerine bu kalitede yabancılar eklenseydi belki gelebilirdi. Aynı zamanda da bunu anlayabilecek ve yönetebilecek bir teknik patron. Pancu, Zago, Ahmet Dursun, Nouma, Sergen Yalçın, İlhan Mansız, Tayfur Havutçu. 2002 -2003 sezonunda işte o şampiyon takımın gövdesi buydu. Bu futbolcuların hiçbiri bu takımdan sonra büyük takımlarda oynamadılar, hatta düşüş yaşadılar. Fakat o sene şampiyon oldular. O ruhu yaratmak kolay bir şey değildir. Ayrıca Avrupa Kupasında da çeyrek final bileti geldi. İşte bu zamanda birbiriyle uyumlu yerli futbolcuların üzerine kaliteli, taş gibi yabancılar gelmişti. Yani Beşiktaş bunu daha önceden başardı, tekrar neden denemiyor? Şimdi öyle bir kemikleşmiş durum var mı aslında buna bakmak gerek. Zemini oluşturmadan kat yapmaya çalışmak gibi bir durum bu. Schuster bunu çok iyi yönetebilir. Daha önceden Real Madrid’de hangi yıldızları yönettiğini biliyoruz. Ama futbolcular bu süreci nasıl kaldırabilir, onu bilmiyoruz. Hele ki devre arasında yapılan transferlerin takımlara çok büyük yararları olmadığı örneklerini gözümüzün önüne getirirsek. Aslında haksızlıkta yapmamak lazım şu anda takımda oynayan İbrahim Üzülmez, İbrahim Toraman (Milli takımda neden banko oynamaz anlamam), Necip, Ersan, Nihat gibi futbolcular bu ruhu devam ettiriyor. Önemli olan aslında bu ruha şu an ki yabancıları da katmak. Nouma, Pancu gibi futbolcuların katıldığı gibi.

24 Aralık 2010 Cuma

İnter Sadece Mourinho'nun Mucizesi

Bir teknik direktör bir takımı bu kadar farklılaştırabilir mi? Rafael Benitez'in geçen günü görevine son verilmesinden dolayı bunu söylemiyorum. Jose Mourinho gerçekten farklı. Farklı olduğu da aslında aşağıdaki tablodan belli. Seri A, ne Premier lige ne de La liga'ya benziyor. Bu ligde çok farklı bir motivasyon durumu var. Seri A'nın havasından olsa gerek, oyuncuları çok farklı konsantre etmeniz gerekiyor. Teknik açıdan bakacak olursak, Rafael Benitez'in hücumcu topa sahip olan anlayışının İnter ile çok fazla bütünleşmediğini ama bunu zamanla oturtabileceği görüşündeydim.(Tıpkı Fatih Terim'in İtalya'daki durumu gibi, Fiorentina'nın başındayken de Milan'nın başındayken de oyun tarzını kulüp yapısı kabul etmemişti.) Tabii ki İnter'in bu kadar büyük başarılardan sonra bu sonuçları elde etmesi, Benitez'i sağ bırakmayacağının da işaretiydi. Rafael Benitez’e İnter'in bu tablosundan ötürü asla kötü hoca diyemeyiz. Onun da çok büyük başarıları vardır. (Tabii bir hocayı yaftalamaktan hoşlananlar diyebilirler.) Extramaduro ve Tenerife gibi takımları La liga’ya çıkartıp büyük başarılara imza attı. Valencia ile 2 La liga şampiyonluğu, 1 Avrupa Kupa Şampiyonluğu, 2 Avrupa şampiyonlar ligi finali yaşadı. Liverpool ile de Şampiyonlar ligi şampiyonu oldu. Sonuçta Liverpool’un şu an ki halini biliyoruz. O da 22 puanla 9. sırada.

Seri A taktik anlayışın çok geliştiği ve futbolcularınıza "kademeye girme" gibi unsurları iyi bir şekilde çalıştırmanız gerekebilir. Mourinho'nun da tam bir taktik adamı olduğunu düşünürsek, belki İnter'den Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu beklenmiyordu ama başarılı olması kaçınılmaz oldu. Mourinho'nun esas farklarından bir tanesi aslında oyuncuların ruh halini çok iyi tanıyabilmesi. Belki bu, Benitez'de çok fazla olan bir özellik değil. Şampiyonlar liginde Barcelona gibi zorlu bir maçtan çıktıktan sonra Bayern'e karşı o kadar da zorlanmadı. Bu futbolla açıklanabilecek bir şey değildir. Bu tamamen futbolcuların kendine güvenlerini sağlamakla alakalı bir şeydir. Bu aslında futbolcudan teknik bir vuruş, ara pas, yaratıcı oyun, iyi kademeye girmesini beklemekten önce gerçekten oynamak istemesini, oyuncuya kabul ettirmek.

Benitez'in gönderilmesinde Milan'ın 13 puan gerisinde kalmakta etkili olmuştur muhakkak. Bu olay işte bir moral bozukluğuna sebep olur. O morali bir daha yerine getirmek çok zordur. Bunu İnter'in başkanı Moratti kaldıramıyorsa bunu futbolcuların kaldırmalarını istemek biraz acımasızlık olur.

18 Aralık 2010 Cumartesi

Alanda Etkili Pres

Bu cümleyi bundan 10 yıl önce Fatih Terim, Galatasaray'ın başındayken söylemişti. O dönemde bu uygulamaya da geçmişti ve sonunda da zaten Avrupa'da kupa geldi. Bu, yıllardan sonra Türkiye'de unutuldu. Birkaç yıldır Barcelona bunun "top" noktalarını yapıyor. Bugünkü katalan derbisinde de Barcelona bunu çok rahat bir biçimde uyguladı. Alanda etkili savunma ama bu sözün alanda kelimesine dikkat etmek gerekiyor. Yani rakip takımın bütün pas açılarını daraltmak ve yok etmek. Dikkatli bir şekilde izlerseniz Pedro, Messi ve İniesta bir futbolcuya pres yaptıklarında, o futbolcunun bütün pas alanlarını kapatıyor aynı zamanda da dinlenerek pres yapıyorlar. Yani pres yapan bir futbolcu varsa onun boşalttığı alan hemen biri tarafından dolduruluyor. Diğeri pres yaptığında da diğeri onun alanını dolduruyor. Xavi, İniesta, Pedro, David Villa ve Messi. Bu futbolcuların tek ortak noktası var. Hepsi hem forvet hem orta saha bölgesinde oynayabiliyor. Barcelona'nın en önemli noktalarından biri de bu. Bu maça kadar 6 maçtır gol yememesinin sebeplerinden biri de bu. Rakibin rahat bir şekilde sahasından çıkamamasının sebebi de bu futbolcuların, takım ilerdeyken geri dönüşleri mükemmel bir biçimde yapmaları. Yani Sergio Busquets, Pique gibi futbolculardan ziyade bu önde oynayan oyuncuların alandaki etkili presleri.

Pedro'nun Çıkışı;

Pedro'dan önce Bojan Krkic diye bir futbolcu vardı. Fakat Pedro bu sene resmen Bojan'ı sahadan sildi. Bugünkü maçında 2 golünü atan, aralara mükemmel kaçan bir futbol oynadı. Hız, takipçilik, düzgün vuruş hepsi var Pedro'da.

Türkiye'de bunu görebilir miyiz acaba?

Maçın sonlarına doğru İniesta oyundan çıkarken bir görüntü vardı. Espanyol taraftarı, artı sahadaki bütün futbolcular İniesta'yı alkışladılar. Bunun sebebi İniesta'nın, Espanyol'un vefat eden genç oyuncusunun adını formasına yazdırmasıydı. Bunun çok büyük bir jest olduğunu Espanyol başkanı da açıkladı. Taraftarın da buna bu şekilde karşılık vermesi gerçekten çok güzel bir görüntü oluşturdu. Ezeli rakibine 5-1 yenik durumda olan bir taraftardan bahsediyorum. Bu karşılıklı bir jesttir ve bu gibi jestlerin futbolda daha fazla görmek isteyen birçok kişi de vardır.

15 Aralık 2010 Çarşamba

Taraftar = Başarı mıdır?

Her kulüp bir özelliği ile konuşulur. Borussia Dortmund kulübü de taraftar sayısı ile konuşulan bir kulüp. Avrupa’nın en büyük seyirci ortalamasına sahip bir kulüp Dortmund, her maçta futbol izleyen 80.000 taraftarı ile. Bundesliga’da uzun zamandan sonra ligin ikincisiyle arasındaki puan farkını 11’e çıkarmış. Oynadığı 7 deplasman maçını da arka arkaya kazanarak Bundesliga rekoru kırmış bir kulüp. Fakat 80.000 kişi sadece bu sezon ki maçlarından dolayı bu stadı doldurmadı. Futbol izlemek için bu stadı doldurdu. 2005 yılında efsane Westfalen adı tarihe karıştı ve Signal İduna Park oldu.

Şimdi her maçta ortalama 80.000 taraftar karşısında maç oynayan bu takımın başarılarına bakalım;

Dortmund’un toplam şampiyonluk sayısı 6 ve bu 6 şampiyonluğun 3’ü Bundesliga’nın önceki ismi olan German Soccer Champions’ta elde etmiştir. (62-63 sezonu öncesi)

Bundesliga’daki şampiyonluklarını 94/95, 95/96, 2001/2002 sezonlarında elde etmiştir. 8 yıldır şampiyonluk görmeyen bir takım.

1997 yılında şampiyonlar ligi şampiyonluğu yaşamıştır.

Bundesliga’da toplamda 3 şampiyonluk yaşamış bir takım ve 13 yıl önce yaşanmış bir Avrupa’da şampiyonluk. Bu başarıları küçümsemek için söylemiyorum ama taraftarlığın sadece başarıyla ölçülmediğini anlatmak istiyorum. 80.000 kişiye oynayan ve bunu kulübün bir misyonu da haline gelmesi bir kulüp için başarıdır, görülen bir başarıdır. Bu insanlar kalkıp biz mali durumlarımızı düzelttik, borçlarımız kalmamıştır diyerek, taraftarı kandırma yoluna gitmeden ortaya somut bir şeyler koyuyor. Dortmund o stadda çok kötü yenilgilerde alsa, o taraftarın sevgisi sönmüyor. Türkiye’deki taraftarlık ise saman alevi gibi oluyor. Jurgen Kloop ile bir hava yakalamış bu takımın bunu pekiştirmesi de zaten beklenen bir şey olur.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...