23 Kasım 2010 Salı

Genişlik 7,32 Yükseklik 2,44



Evet bir futbol kalesinin boyutları tam olarak bu. İki direk arası 7,32 metre, üst direğin yerden yüksekliği ise 2,44 metre. Tam olarak adı Jakub Błaszczykowski olan nam-ı değer "Kuba" önünde ki kocaman kaleye atacağı bu golü kaçırıyor. Her gol kaçar da bu gol kaçar mı diyor insan. Neyse ki Dortmund bu maçı 2-1 kazanıyor ama akıllardan çıkmayacak, daha sonra ki yıllarda bol bol göreceğimiz bir hikaye önümüze çıkıyor. Kısaca Polonyalı futbolcu Yakub'dan söz edecek olursak; Profesyonel futbolculuk hayatına Wisla Krakow'da başladı. 2007'de 3 Milyon Euro karşılığında Borussia Dortmund'a geldi. 85 doğumlu, dörtlünün sağında ve sağ açık mevkilerinde oynayabiliyor.

Ben bu konu üzerinden önemli bir şeye değinmek istiyorum. Futbol'da stress ve güven unsuru. Futbolcunun tekniği, hızı, gücü, kafaya çıkışı, yerinde müdahelesi, pres yapma özelliği bunların hepsinin belli bir güven ortamı içinde olgunlaştığı zaman futbolcu kendini gösterebiliyor. Bir futbolcuyu diğer futbolcudan ayıran en önemli özellik (oynadığı mevkiye göre değişiklikler gösterebilir tabii ki) onun tekniği, oyunu okuması vesairedir. Ama başka bir nokta ise hocasına ve takım arkadaşlarına duyduğu güvenidir. Kendine güvenen futbolcuyu aslında biraz dikkatli izlerseniz anlayabilirsiniz. Burada izlediğimiz Jakub adlı futbolcu'nun kendine güvenini bir bakıma görebiliyoruz. Aslında kendine güvenmeseydi o vuruşu yapmayıp topu sürükleyerek topla birlikte kaleye girebilirdi. Bu güveni, golü atamadıktan sonra da görüyoruz. Yerden hemen kalkıyor ve görev bölgesine geri dönüyor. Muhtemelen Dortmund skor olarak geride olsa, yerden kalkamayacaktı ama bir yandan maçın 2-2 olabilme olasılığı da var. Ters bir duruma örnek olarak Messi'nin durumu gösterilebilir. Şimdi ne alakası var diyeceksiniz. Ama Messi'nin dünya kupasında yaşadığı şey de doğrudan doğruya baskıyla ilgiliydi. Arjantin maçlarında Messi'yi dikkatli izlediyseniz (ki dikkatli izlememek için bir sebep yok.) Ayağına gelen her topta kaleyi düşünüyordu. Yani Barcelona'da ki durumdan farklı bir durum vardı. Bu aslında turnuva öncesi konuşulan Messi, Maradona karşılaştırmasının bir sonucu gibiydi. Burada güven yerine korku vardı, gol atamazsam üzerime gelirler korkusu. Messi bile olsanız bu gibi şeyler futbolcuları gerçekten etkiliyor.

Jakub bu topa vurduğunda hissetmiş olabilecekleri;

1) Hocasının ona güvendiğini biliyor.
2) Taraftarın tribünleri doldurduğunu ve ona güvendiğini biliyor.
3) Arkadaşının ona pası verip, ona güvendiğini ve bu golü atabilirsin dediğini.
4) Dakika 84 bu golü atarsam maç kopar, büyük ihtimal kazanıcaz.
5) O kadar geriden geldim ki sanki kalenin önüne geldim gibi hissettim, sadece topa vurmalıyım.
6) Tribünde bir kız gördüm ve o anda dikkatimi çekti o yüzden topu dışarı vurdum.
7) Takım arkadaşım acaba kaleciye faul mü yaptı, aklıma takıldı.
8) Kramponlarım o kadar kırmızıydı ki, topa vururken ona gözüm takıldı.

Sonuçta bir şey denedi ve olmadı. Geçmiş olsun bile diyemiyoruz. Çünkü Dortmund maçtan galibiyetle ayrıldı. Fakat, bizim imkansızlar listemize girdi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...